Dışarıda yağmur yağıyor...
Camdan süzülen damlalar, sanki bizi o güzel yıllara
götürmek ister gibi yarışıyor. Oysa birçoğumuzun yüreğinde, 80’lerin ve
90’ların o sade ama sıcacık günlerine duyulan derin bir özlem var. O zamanlar
her şey daha yavaştı, daha içtendi, daha “biz”di.
“Al satarım bal satarım”, “sek sek”, “misket”,
“dokuz taş”, “yakar top”, “ip atlama”, “uzun eşek”, “saklambaç”...
Hepsi birer oyundan fazlasıydı. O oyunlarda arkadaşlık,
paylaşmak, düşüp kalkmayı öğrenmek, yenilgiyi kabullenmek ve birlikte sevinmek
vardı. Her sokağın bir takımı, her mahallenin bir kahramanı olurdu. Tozlu
yolların ortasında, bir topun peşinde geçen saatler hayatın en değerli
derslerini öğretirdi bize
Her türlü muzurluğu yapardık; sinek ilacı sıkan arabanın
arkasında koşar, yere düşüp kalkar ama yine de sapa sağlam ayağa kalkardık.
Çünkü biz, düşe kalka büyüyen, eğlenirken hayata tutunan çocuklardık..
Pazar günleri ayrı güzeldi…
Evlerde balık kokusu, sobanın üzerinde kızaran kestaneler ve güğümde ısınan suyla yıkanacak olanların banyo sırası,
mandalina kabuğunun sıcacık kokusu yayılırdı her yere. Soba başında kuruyan
çoraplardan damlayan suların “cızz” sesi bile huzurdu o zaman. Kimse acele
etmezdi. Herkes bir bardak çay eşliğinde “Pazar gecesi sineması”nı beklerdi. O
filmler, bazen bizi ağlatır bazen güldürürdü ama her zaman birleştirirdi.
Ev oyunları da bambaşkaydı…
İsim-şehir oynarken coşar, “fincan oyunu”nda nefesimizi
tutardık. Televizyonun iki kanallı olduğu günlerde bile sıkılmazdık çünkü
hayatın kendisi eğlenceliydi. Komşuların kapısı hep açıktı, çocuklar sokakta,
büyükler sohbetin içinde kaybolurdu.
Bugünse ne sokak kaldı ne de o mahalle
kokusu...
Ekranlar büyüdü, oyunlar küçüldü. Çocuklar piksellerin
içinde büyürken, bizler anıların içinde küçülüyoruz. Belki de bu yağmurlu pazar
gününde içimizi saran hüzün, kaybettiğimiz o sade mutluluğun yansımasıdır.
Bir soba çıtırtısına, bir mandalina kokusuna, bir çocuk
kahkahasına hasretiz artık…
Ama ne olursa olsun, içimizde bir yerlerde hâlâ
o eski mahallenin sesi, o çocukluğun sıcaklığı yaşıyor. Ve belki de en güzeli
bu: hatırlamak.
Sevgiyle kalın...
Ebubekir YUCA
24 °C
Yorumlar
Kokusunu Getirdiniz Evimize
2 0
Hüzünle gittik çocukluğumuza... Hatırlamak güzel.Tesekkürler
0 0
Harika bir anlatım olmuş , tebrikler
0 0
Eskinin yerini hic birsey doldurmuyor.
0 0
Tebrikler maalesef teknoloji hayatımızı mahvetti
0 0