Gökyüzü karardığında, Güneş bile kısa bir an için geri çekildiğinde, evren bizden büyük bir duraksama talep eder. Astrolojide Güneş tutulmaları, kader ağlarının örüldüğü, maskelerin düştüğü ve kaçınılmaz değişim rüzgarlarının estiği radikal dönüm noktalarıdır. Ego, görünür kimlik ve dış dünyaya sergilediğimiz o güçlü duruş Güneş’in gölgesinde kalır. İçimizde uzun süredir bastırdığımız o ham gerçeklik belirir: Şefkat ihtiyacımız.
Şefkat, yalnızca bir başkasının acısına üzülmek ya da acımak değildir.
Ötekinin ızdırabını kalbinde hissedip onu hafifletme iradesidir. Tüm kadim gelenekler şefkati ruhsal olgunluğun ve aydınlanmanın nihai eşiği kabul eder. Mevlana’nın "Şefkat ve merhamette güneş gibi ol" çağrısı ya da Budist öğretilerdeki "tüm canlılara koşulsuz sevgi" vurgusu tesadüf değildir; çünkü şefkat, varoluşun hamurundaki görünmez bağdır.
Ancak çoğu zaman gözden kaçırdığımız derin bir hakikat var: Öz şefkat.
Öz şefkat, başarısız olduğumuzda kendi elimizi tutabilme cesaretidir. Kendimizle kurduğumuz bu yumuşak ilişki, bizi dış dünyanın onayına bağımlı olmaktan kurtarır; ruhsal doyumu ve içsel tamlığı tam da bu noktada yakalarız. Kendi acısıyla barışamayan bir ruh, başkasının acısına yara bandı olamaz, ancak tuz olur.
Çoğu zaman değişimi dışarıda ararız; işi, insanları ya da hayatın getirdiği şartları değiştirmek isteriz. Oysa bir tutulmanın ortasında kalan insan için asıl devrim, kendi iç dünyasındaki katı savunma mekanizmalarını yıkmaktır. Yıllardır kendimize koyduğumuz yüksek standartlar, aşırı kontrolcülük ve "her şeyin üstesinden tek başıma gelmeliyim" zırhı, ruhun en çok ihtiyaç duyduğu şefkati içeri almaz. Tutulmanın krizli ve sarsıcı enerjisini olumlu bir sıçramaya dönüştürmek istiyorsak, önce kendimize göstermediğimiz o derin öz-şefkati inşa etmek zorundayız.
Peki, insanlığın kurtuluşu gerçekten şefkatte mi? Evet.
Şiddetin, bireyselleşmenin ve yabancılaşmanın zirve yaptığı çağımızda bizi kurtaracak olan şey daha fazla güç ya da teknoloji değil; kalbin bu en yüksek frekansıdır. Şefkat, bireysel bir erdem olmanın ötesinde toplumsal bir şifadır.
ŞEFKATİ HAYATINIZA KATACAK 3 SADE ADIM
İçsel Eleştirmenin Diline Müdahale Edin: Hata yaptığınızda zihninizde yükselen o sert sesi fark edin. Kendinize, çok sevdiğiniz bir dostunuz aynı hatayı yapsaydı ona nasıl yaklaşacağınızı sorun ve aynı şefkatli dili kendinize yöneltin.
Bilinçli Nefes ve Dokunuş: Zihninizi ve bedeninizi sıkışmış hissettiğinizde elinizi kalbinizin üzerine koyun. Sadece 3 derin nefes alarak "Şu an zorlanıyorum ama bu insani bir durum ve geçecek" cümlesini içinizden tekrar edin.
Günlük Küçük "Görünmez" İyilikler: Her gün hiçbir karşılık, teşekkür ya da takdir beklemeden tek bir canlıya (bir insana, sokak hayvanına veya bitkiye) küçük bir iyilik yapın. Bu, kalbinizin pasını söker.
Şefkat bir duygu değil, her gün yeniden seçebileceğimiz bir duruştur.
Kendinize ve dünyaya karşı bu duruşu seçmeye bugün nereden başlamak istersiniz?
Daha iyi bir gelecek, ancak kırgınlıklarını ve kusurlarını kapsayabilen zihinlerde kök salar. Bu yeni dönemde kendinde değiştirmen gereken ilk şey, kendini ve başkalarını da yargılamamak olmalı. Kendi zayıflıklarına sert bir yargıç gibi değil, yaralı bir çocuğu kucaklayan şefkatli bir rehber gibi yaklaşmayı öğrenmelisin. Mükemmel olma çabası yerine, insan olmanın getirdiği kırılganlığı kabullenmek, tutulma enerjisinin sunduğu o büyük arınmayı başlatır. Işık yeniden belirdiğinde ve Güneş gökyüzündeki tahtına geri döndüğünde, sen de eski kalıplarına dönmek zorunda değilsin. Kendin için kendine içinde yeni bir taht yap, şefkatten. İçindeki şefkat ihtiyacını kabullenmek bir zayıflık değil, aksine hayatını daha yapıcı bir yöne tahvil etmenin en cesur yoludur.
Kendi karanlığına ve yaralarına şefkatle dokunabildiğin gün, geleceğin sana sunacağı en büyük değişimi başlatmış olacaksın.
Bugün kalbine bir şarkı hediye et ya da bir şiir ya da bir çiçek belki aynada küçük bir tebessümle ‘’seni seviyorum’’ de.
Bende bu çok sevdiğim Turgut Uyar dizelerini kendime hediye ediyorum,
Belki sende seversin,
çok kalp…
Senfoni
...
Bir yağmur yağsa da beraber ıslansak.
Kırk kere söyledim bir daha söylerim;
Savaşta ve barışta, karada ve denizde,
Düşkünlükte ve esenlikte,
Zamanımız apayrı bize göre,
Yanyana olduk mu elele,
Aç kalsak ağlamayız biliyorum.
...
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Bilge Arı
Kalbin En Yüksek Frekansı: ŞEFKAT TUTULMASI!
Gökyüzü karardığında, Güneş bile kısa bir an için geri çekildiğinde, evren bizden büyük bir duraksama talep eder. Astrolojide Güneş tutulmaları, kader ağlarının örüldüğü, maskelerin düştüğü ve kaçınılmaz değişim rüzgarlarının estiği radikal dönüm noktalarıdır. Ego, görünür kimlik ve dış dünyaya sergilediğimiz o güçlü duruş Güneş’in gölgesinde kalır. İçimizde uzun süredir bastırdığımız o ham gerçeklik belirir: Şefkat ihtiyacımız.
Şefkat, yalnızca bir başkasının acısına üzülmek ya da acımak değildir.
Ötekinin ızdırabını kalbinde hissedip onu hafifletme iradesidir. Tüm kadim gelenekler şefkati ruhsal olgunluğun ve aydınlanmanın nihai eşiği kabul eder. Mevlana’nın "Şefkat ve merhamette güneş gibi ol" çağrısı ya da Budist öğretilerdeki "tüm canlılara koşulsuz sevgi" vurgusu tesadüf değildir; çünkü şefkat, varoluşun hamurundaki görünmez bağdır.
Ancak çoğu zaman gözden kaçırdığımız derin bir hakikat var: Öz şefkat.
Öz şefkat, başarısız olduğumuzda kendi elimizi tutabilme cesaretidir. Kendimizle kurduğumuz bu yumuşak ilişki, bizi dış dünyanın onayına bağımlı olmaktan kurtarır; ruhsal doyumu ve içsel tamlığı tam da bu noktada yakalarız. Kendi acısıyla barışamayan bir ruh, başkasının acısına yara bandı olamaz, ancak tuz olur.
Çoğu zaman değişimi dışarıda ararız; işi, insanları ya da hayatın getirdiği şartları değiştirmek isteriz. Oysa bir tutulmanın ortasında kalan insan için asıl devrim, kendi iç dünyasındaki katı savunma mekanizmalarını yıkmaktır. Yıllardır kendimize koyduğumuz yüksek standartlar, aşırı kontrolcülük ve "her şeyin üstesinden tek başıma gelmeliyim" zırhı, ruhun en çok ihtiyaç duyduğu şefkati içeri almaz. Tutulmanın krizli ve sarsıcı enerjisini olumlu bir sıçramaya dönüştürmek istiyorsak, önce kendimize göstermediğimiz o derin öz-şefkati inşa etmek zorundayız.
Peki, insanlığın kurtuluşu gerçekten şefkatte mi? Evet.
Şiddetin, bireyselleşmenin ve yabancılaşmanın zirve yaptığı çağımızda bizi kurtaracak olan şey daha fazla güç ya da teknoloji değil; kalbin bu en yüksek frekansıdır. Şefkat, bireysel bir erdem olmanın ötesinde toplumsal bir şifadır.
ŞEFKATİ HAYATINIZA KATACAK 3 SADE ADIM
İçsel Eleştirmenin Diline Müdahale Edin: Hata yaptığınızda zihninizde yükselen o sert sesi fark edin. Kendinize, çok sevdiğiniz bir dostunuz aynı hatayı yapsaydı ona nasıl yaklaşacağınızı sorun ve aynı şefkatli dili kendinize yöneltin.
Bilinçli Nefes ve Dokunuş: Zihninizi ve bedeninizi sıkışmış hissettiğinizde elinizi kalbinizin üzerine koyun. Sadece 3 derin nefes alarak "Şu an zorlanıyorum ama bu insani bir durum ve geçecek" cümlesini içinizden tekrar edin.
Günlük Küçük "Görünmez" İyilikler: Her gün hiçbir karşılık, teşekkür ya da takdir beklemeden tek bir canlıya (bir insana, sokak hayvanına veya bitkiye) küçük bir iyilik yapın. Bu, kalbinizin pasını söker.
Şefkat bir duygu değil, her gün yeniden seçebileceğimiz bir duruştur.
Kendinize ve dünyaya karşı bu duruşu seçmeye bugün nereden başlamak istersiniz?
Daha iyi bir gelecek, ancak kırgınlıklarını ve kusurlarını kapsayabilen zihinlerde kök salar. Bu yeni dönemde kendinde değiştirmen gereken ilk şey, kendini ve başkalarını da yargılamamak olmalı. Kendi zayıflıklarına sert bir yargıç gibi değil, yaralı bir çocuğu kucaklayan şefkatli bir rehber gibi yaklaşmayı öğrenmelisin. Mükemmel olma çabası yerine, insan olmanın getirdiği kırılganlığı kabullenmek, tutulma enerjisinin sunduğu o büyük arınmayı başlatır. Işık yeniden belirdiğinde ve Güneş gökyüzündeki tahtına geri döndüğünde, sen de eski kalıplarına dönmek zorunda değilsin. Kendin için kendine içinde yeni bir taht yap, şefkatten. İçindeki şefkat ihtiyacını kabullenmek bir zayıflık değil, aksine hayatını daha yapıcı bir yöne tahvil etmenin en cesur yoludur.
Kendi karanlığına ve yaralarına şefkatle dokunabildiğin gün, geleceğin sana sunacağı en büyük değişimi başlatmış olacaksın.
Bugün kalbine bir şarkı hediye et ya da bir şiir ya da bir çiçek belki aynada küçük bir tebessümle ‘’seni seviyorum’’ de.
Bende bu çok sevdiğim Turgut Uyar dizelerini kendime hediye ediyorum,
Belki sende seversin,
çok kalp…
Senfoni
...
Bir yağmur yağsa da beraber ıslansak.
Kırk kere söyledim bir daha söylerim;
Savaşta ve barışta, karada ve denizde,
Düşkünlükte ve esenlikte,
Zamanımız apayrı bize göre,
Yanyana olduk mu elele,
Aç kalsak ağlamayız biliyorum.
...