“Cân bula cânânını
Bayrâm o bayrâm ola
Kul bula sultânını
Bayrâm o bayrâm ola
Hüzn ü keder def' ola
Dilde hicâb ref' ola
Cümle günâh af ola
Bayrâm o bayrâm ola…”
Ne de güzel söylemiş büyük gönül sultanı, söz mülkünün eşsiz mimarı Alvarlı Efe Hazretleri (Erzrurum’lu Muhammed Lütfi Efendi), bayramın asıl manasını ne de güzel nakşetmiş mısralarına...
Bu mısralar sadece bir et kesme ritüeline ya da tatil telaşına indirgenen modern zaman bayramlarına inat; hüznün dağıldığı, kalpteki perdelerin (hicabın) kalktığı ve günahların affedildiği o gerçek, o kalbi bayramı müjdeler bizlere. Çünkü bu mısraların o derin deryasından beslenenler çok iyi bilir ki; kurban ne ettir, ne de tatil; kurban Hz. İbrahim’ce bir adanış, Hz. İsmail’ce bir teslimiyettir.
Belki de yıllardır en çok unuttuğumuz şey tam olarak budur… İşte tam da bu yüzden Kurban Bayramı; yalnızca sofralara et koymanın değil, göğüs kafesimizin içinde unuttuğumuz o paslı gönüllere merhamet bırakmanın bayramıdır.
Kurban Bayramı yaklaşınca artık çoğumuzun zihninde aynı telaş dönmeye başlıyor:
“Tatil kaç gün?”
“Yollar yoğun olur mu?”
“Etleri hangi derin dondurucuya sığdıracağız?”
Bir de her sene değişmeyen o meşhur manzaralar…
Mahalle arasında profesyonel atlet gibi kurbanlık kovalayan amcalar…
“Abi tut şunu sola kırdı!” diye bağıran dayılar…
Bir yandan ter içinde kalanlar, diğer yandan mangal planı yapanlar…
Gülüyoruz…
Evet, güzel de gülüyoruz.
Ama sonra bir yerde insanın içine sessiz bir sızı çöküyor.
Çünkü bayramlar eskiden sadece kahkaha değil, aynı zamanda manaydı.
Şimdi ise çoğu şey elimizde kaldı ama ruhu yavaş yavaş eksildi.
Oysa kurban; sadece bir hayvan kesmek değil, insanın içindeki kibri, bencilliği, kırgınlığı ve hoyratlığı da Rabbine teslim etmesiydi.
Bir et paylaşımından çok daha fazlasıydı.
Hz. İbrahim’in evladını Allah’a adaması…
Ve Hz. İsmail’in o tarifsiz teslimiyeti…
İşte kurbanın özü buydu:
“Ben”den vazgeçebilmek.
Bugün belki de en çok buna ihtiyacımız var.
Biraz daha paylaşmaya…
Biraz daha hâl hatır sormaya…
Biraz daha insan olmaya…
Eskiden bayramlar başka güzel yaşanırdı be…
Bayram gelmeden günler önce evlerde tatlı bir telaş başlardı.
Annemiz vitrindeki en güzel bardakları çıkarırdı.
Koltuk örtüleri değişir, evin içinde mis gibi sabun kokusu dolaşırdı.
Bayramlık ayakkabılar başucunda beklerdi gece boyunca.
İnsan heyecandan uyuyamazdı.
Sabah ezanıyla birlikte evlerde ışıklar yanardı.
Babalar takım elbiselerini giyer, çocuklar aynanın karşısında saçına su sürerdi.
Mahalle fırınından gelen sıcak pide kokusu bütün sokağı sarardı.
Sonra o eski Bursa sokakları…
Setbaşı’nda sabah mahmurluğu…
Emirsultan’da edilen dualar…
Yıldırım’ın dar sokaklarında koşan çocuklar…
Kapı önlerinde sırayla dağıtılan kurban payları…
Kimsenin kapısı sessiz kalmazdı o günlerde.
Bir tabak et, bir tas çorba, bir “Hayırlı Bayramlar” cümlesi bile insanın içine tarifsiz bir huzur bırakırdı.
Çünkü o zamanlar et derin dondurucuya değil, önce ihtiyaç sahibinin evine giderdi.
Komşu gözetilirdi.
Akraba aranırdı.
Yetimin başı okşanırdı.
Şimdi ise çoğu zaman kurbanı kilolarla konuşuyoruz.
“Kaç kilo çıktı?”
“Ne kadar pay düştü?”
“Hangi marka dolap alındı?”
Oysa kurbanın bereketi buzdolabında değil, paylaşılan sofradadır.
Belki de bu yüzden eski bayramları özlüyoruz.
Çünkü o bayramlarda teknoloji azdı ama muhabbet çoktu.
Fotoğraf azdı ama hatıra çoktu.
Gösteriş azdı ama samimiyet çoktu.
Şimdi herkes aynı masada oturuyor ama bazen kimse birbirinin gözünün içine bakmıyor.
Eskiden büyüklerin eli öpülürdü, şimdi görüntülü aramayla “Bayramınız kutlu olsun” deyip birkaç saniyede vedalaşıyoruz.
Eskiden mezarlıklarda dualar edilirdi, şimdi çoğumuz navigasyonsuz büyüklerimizin kabirlerini bile bulamıyoruz.
İnsan bazen düşünüyor…
Acaba biz mi büyüdük, yoksa bayramlar mı küçüldü?
Belki de mesele ne bayramın eski olması ne de zamanın değişmesi…
Belki mesele; kalplerimizin yorulması.
Ama yine de umut var.
Çünkü bir çocuğun bayram sabahı yaşadığı heyecan hâlâ aynı…
Bir annenin hazırladığı sofradaki sevgi hâlâ aynı…
Bir ihtiyaç sahibinin kapısını çaldığınızda gözlerinde oluşan o mahcup tebessüm hâlâ aynı…
Demek ki kaybetmedik.
Sadece biraz uzaklaştık.
Bu bayram; eti değil, sevgiyi çoğaltalım.
Derin dondurucuları değil, gönülleri dolduralım.
Uzun zamandır aramadığımız bir büyüğümüzü ziyaret edelim.
Bir çocuğun cebine harçlık bırakıp duasını alalım.
Bir komşunun kapısını çalıp “Bir ihtiyacınız var mı?” diyelim.
Ve en önemlisi…
Bayramı yeniden bayram yapalım.
Çünkü bayram; takvimde yazan birkaç gün değil, insanın içindeki merhametin hatırlandığı vakittir.
Konuşan Bursa ailesi olarak temennimiz net: Gönüllerinizde eksilmeyen bir sevgi, yuvalarınızda huzur, bedeninizde kesintisiz bir sağlık olsun. Unutmayalım; bazı değerler vardır, yaşatılmazsa unutulur. Ve unutulan her bayram, biraz daha eksilen bir toplum demektir.
Ruhumuzu nefsin hırslarından arındırdığımız, yeryüzünde barışın, huzurun ve adaletin sesini çoğalttığımız; "Hüzn ü kederin def olduğu, bayramın gerçekten bayram olduğu" güzel günlere…
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ebubekir Yuca
Bayram O Bayram Ola
“Cân bula cânânını
Bayrâm o bayrâm ola
Kul bula sultânını
Bayrâm o bayrâm ola
Hüzn ü keder def' ola
Dilde hicâb ref' ola
Cümle günâh af ola
Bayrâm o bayrâm ola…”
Ne de güzel söylemiş büyük gönül sultanı, söz mülkünün eşsiz mimarı Alvarlı Efe Hazretleri (Erzrurum’lu Muhammed Lütfi Efendi), bayramın asıl manasını ne de güzel nakşetmiş mısralarına...
Bu mısralar sadece bir et kesme ritüeline ya da tatil telaşına indirgenen modern zaman bayramlarına inat; hüznün dağıldığı, kalpteki perdelerin (hicabın) kalktığı ve günahların affedildiği o gerçek, o kalbi bayramı müjdeler bizlere. Çünkü bu mısraların o derin deryasından beslenenler çok iyi bilir ki; kurban ne ettir, ne de tatil; kurban Hz. İbrahim’ce bir adanış, Hz. İsmail’ce bir teslimiyettir.
Belki de yıllardır en çok unuttuğumuz şey tam olarak budur… İşte tam da bu yüzden Kurban Bayramı; yalnızca sofralara et koymanın değil, göğüs kafesimizin içinde unuttuğumuz o paslı gönüllere merhamet bırakmanın bayramıdır.
Kurban Bayramı yaklaşınca artık çoğumuzun zihninde aynı telaş dönmeye başlıyor:
“Tatil kaç gün?”
“Yollar yoğun olur mu?”
“Etleri hangi derin dondurucuya sığdıracağız?”
Bir de her sene değişmeyen o meşhur manzaralar…
Mahalle arasında profesyonel atlet gibi kurbanlık kovalayan amcalar…
“Abi tut şunu sola kırdı!” diye bağıran dayılar…
Bir yandan ter içinde kalanlar, diğer yandan mangal planı yapanlar…
Gülüyoruz…
Evet, güzel de gülüyoruz.
Ama sonra bir yerde insanın içine sessiz bir sızı çöküyor.
Çünkü bayramlar eskiden sadece kahkaha değil, aynı zamanda manaydı.
Şimdi ise çoğu şey elimizde kaldı ama ruhu yavaş yavaş eksildi.
Oysa kurban; sadece bir hayvan kesmek değil, insanın içindeki kibri, bencilliği, kırgınlığı ve hoyratlığı da Rabbine teslim etmesiydi.
Bir et paylaşımından çok daha fazlasıydı.
Hz. İbrahim’in evladını Allah’a adaması…
Ve Hz. İsmail’in o tarifsiz teslimiyeti…
İşte kurbanın özü buydu:
“Ben”den vazgeçebilmek.
Bugün belki de en çok buna ihtiyacımız var.
Biraz daha paylaşmaya…
Biraz daha hâl hatır sormaya…
Biraz daha insan olmaya…
Eskiden bayramlar başka güzel yaşanırdı be…
Bayram gelmeden günler önce evlerde tatlı bir telaş başlardı.
Annemiz vitrindeki en güzel bardakları çıkarırdı.
Koltuk örtüleri değişir, evin içinde mis gibi sabun kokusu dolaşırdı.
Bayramlık ayakkabılar başucunda beklerdi gece boyunca.
İnsan heyecandan uyuyamazdı.
Sabah ezanıyla birlikte evlerde ışıklar yanardı.
Babalar takım elbiselerini giyer, çocuklar aynanın karşısında saçına su sürerdi.
Mahalle fırınından gelen sıcak pide kokusu bütün sokağı sarardı.
Sonra o eski Bursa sokakları…
Setbaşı’nda sabah mahmurluğu…
Emirsultan’da edilen dualar…
Yıldırım’ın dar sokaklarında koşan çocuklar…
Kapı önlerinde sırayla dağıtılan kurban payları…
Kimsenin kapısı sessiz kalmazdı o günlerde.
Bir tabak et, bir tas çorba, bir “Hayırlı Bayramlar” cümlesi bile insanın içine tarifsiz bir huzur bırakırdı.
Çünkü o zamanlar et derin dondurucuya değil, önce ihtiyaç sahibinin evine giderdi.
Komşu gözetilirdi.
Akraba aranırdı.
Yetimin başı okşanırdı.
Şimdi ise çoğu zaman kurbanı kilolarla konuşuyoruz.
“Kaç kilo çıktı?”
“Ne kadar pay düştü?”
“Hangi marka dolap alındı?”
Oysa kurbanın bereketi buzdolabında değil, paylaşılan sofradadır.
Belki de bu yüzden eski bayramları özlüyoruz.
Çünkü o bayramlarda teknoloji azdı ama muhabbet çoktu.
Fotoğraf azdı ama hatıra çoktu.
Gösteriş azdı ama samimiyet çoktu.
Şimdi herkes aynı masada oturuyor ama bazen kimse birbirinin gözünün içine bakmıyor.
Eskiden büyüklerin eli öpülürdü, şimdi görüntülü aramayla “Bayramınız kutlu olsun” deyip birkaç saniyede vedalaşıyoruz.
Eskiden mezarlıklarda dualar edilirdi, şimdi çoğumuz navigasyonsuz büyüklerimizin kabirlerini bile bulamıyoruz.
İnsan bazen düşünüyor…
Acaba biz mi büyüdük, yoksa bayramlar mı küçüldü?
Belki de mesele ne bayramın eski olması ne de zamanın değişmesi…
Belki mesele; kalplerimizin yorulması.
Ama yine de umut var.
Çünkü bir çocuğun bayram sabahı yaşadığı heyecan hâlâ aynı…
Bir annenin hazırladığı sofradaki sevgi hâlâ aynı…
Bir ihtiyaç sahibinin kapısını çaldığınızda gözlerinde oluşan o mahcup tebessüm hâlâ aynı…
Demek ki kaybetmedik.
Sadece biraz uzaklaştık.
Bu bayram; eti değil, sevgiyi çoğaltalım.
Derin dondurucuları değil, gönülleri dolduralım.
Uzun zamandır aramadığımız bir büyüğümüzü ziyaret edelim.
Bir çocuğun cebine harçlık bırakıp duasını alalım.
Bir komşunun kapısını çalıp “Bir ihtiyacınız var mı?” diyelim.
Ve en önemlisi…
Bayramı yeniden bayram yapalım.
Çünkü bayram; takvimde yazan birkaç gün değil, insanın içindeki merhametin hatırlandığı vakittir.
Konuşan Bursa ailesi olarak temennimiz net: Gönüllerinizde eksilmeyen bir sevgi, yuvalarınızda huzur, bedeninizde kesintisiz bir sağlık olsun. Unutmayalım; bazı değerler vardır, yaşatılmazsa unutulur. Ve unutulan her bayram, biraz daha eksilen bir toplum demektir.
Ruhumuzu nefsin hırslarından arındırdığımız, yeryüzünde barışın, huzurun ve adaletin sesini çoğalttığımız; "Hüzn ü kederin def olduğu, bayramın gerçekten bayram olduğu" güzel günlere…
Bayramımız Mübarek Olsun Bursa…