SON DAKİKA
Hava Durumu

BİR GÜN HEPİMİZİN MAKAMI TOPRAK OLACAK!

Yazının Giriş Tarihi: 05.11.2026 11:15
Yazının Güncellenme Tarihi: 05.11.2026 11:27

Sahi, neydi vefa? Peki ya dostluk? Yol arkadaşlığı, dava arkadaşlığı ne anlama geliyordu? Aynı yolda yürümek miydi, yoksa o yolun en zor virajında da yan yana durabilmek miydi?

Bugün, 29 Ekim'de ebediyete uğurladığımız kıymetli aile büyüğümüz, eşimin babaannesi, kayınpederim Ahmet Kömbe'nin biricik annesi Muteber Kömbe Hanımefendi'nin vefatının yedinci günü.

Kendisini bugün Kur'an-ı Kerim tilaveti ve dualarla bir kez daha yâd edeceğiz.

Rabbim mekânını cennet, makamını âli eylesin.

Aslında bu yazıyı kaleme almak için bir haftadır bekliyorum.

Belki bazılarınız, "Neden şimdi?" diye soracaktır. Belki de bu soruyu içinden geçirenler olacaktır.

Sebebi yalnızca işlerimizin yoğunluğu değildi.

Bu bir hafta içerisinde, geçmiş dönemlere tanıklık etmiş birkaç kıymetli büyüğümle sohbet etme, bazı hatıraları dinleme ve geçmişin dostluklarına dair önemli bilgiler edinme fırsatım oldu.

Duyduklarım, gördüklerim ve bizzat şahit olduklarım beni tek bir sorunun etrafında düşünmeye sevk etti:

Biz ne zaman vefayı unuttuk?

BİR İNSANI TANIMAK, GEÇMİŞİNİ BİLMEKLE BAŞLAR

Öncelikle kayınpederim Ahmet Kömbe'den biraz bahsetmek istiyorum.

Kimdir Ahmet Kömbe?

Türkiye Cumhuriyeti'nin bayrağının dalgalandığı her köşesinde şan ve şerefle görev yapmış Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu Erol Kömbe'nin ve Bulgaristan'da yaşadıkları dönemde gördükleri zulüm nedeniyle babasını kaybederek ailesiyle birlikte ana vatan Türkiye'ye göç etmek zorunda kalan Muteber Kömbe'nin evladıdır.

Bir tarafında vatan hizmeti, diğer tarafında göçün, ayrılığın ve mücadelenin izlerini taşıyan bir aile hikâyesi vardır.

Benim Ahmet Kömbe ile tanışıklığım, evliliğim vesilesiyle tam 13 yıla dayanıyor.

Bu süre içerisinde yalnızca bir damat olarak değil, aynı zamanda hayatın farklı alanlarında kendisini gözlemleme fırsatı bulmuş biri olarak bazı şeyleri rahatlıkla söyleyebilirim.

Gerek aynı dönemde siyaset yaptığı isimlerle, gerek basın camiasında birlikte mesai harcadığı insanlarla, gerekse sosyal hayattaki dostlarıyla yaptığım sohbetlerde ortak bir noktaya defalarca rastladım.

Ahmet Kömbe, insanların derdiyle dertlenmeyi kendisine mesele edinmiş bir insandır.

Siyasi geçmişine baktığımızda;

Demokratik Sol Parti'nin (DSP) Bursa'daki ilk belediye meclis üyelerinden biri olmuş, Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) Bursa'daki kurucu il başkan yardımcılığı görevinde bulunmuş, ardından Osmangazi İlçe Başkanlığı yapmış ve son olarak Anavatan Partisi (ANAP) Bursa İl Başkanlığı görevini üstlenerek aktif siyasete veda etmiştir.

Basın hayatında ise Bursa'nın yerel gazetelerinde ve çeşitli medya kuruluşlarında genel müdürlük görevlerinde bulunmuş, sonrasında köşe yazarlığıyla düşüncelerini kamuoyuyla paylaşmaya devam etmiştir.

Siyaset yaptığı dönemlerde de basın camiasında bulunduğu yıllarda da kendisine ulaşan insanların sorunlarına çözüm bulmaya çalıştığını, şehrin meselelerini kendi meselesi bildiğini, gücünün yettiği ölçüde insanlara yardımcı olmaya gayret ettiğini hem gördüm hem de dinledim.

Geçmiş dönem milletvekillerinden belediye başkanlarına, siyasi parti yöneticilerinden gazeteci dostlarına kadar pek çok isimden benzer hatıralar işittim.

Elbette hiç kimse kusursuz değildir.

Atalarımızın dediği gibi, "Beşer şaşar."

Hataları olmuş mudur? Muhakkak olmuştur.

Sevenleri kadar sevmeyenleri de vardır.

Ancak bir insanı değerlendirirken yalnızca hatalarına değil, hayatı boyunca geride bıraktığı izlere de bakmak gerekir.

Ve bana kalırsa insanın gerçek değeri, makamı ve unvanı geride kaldığında yanında kimlerin durduğuyla da anlaşılır.

GELELİM 30 EKİM GÜNÜNE…

29 Ekim'de hayata gözlerini yuman Muteber Babaannemizi, 30 Ekim'de dualarla ebediyete uğurladık.

O gün bir cenaze merasimindeydik.

Ancak benim için o merasim, yalnızca bir vedadan ibaret değildi.

O gün vefanın, dostluğun, samimiyetin ve yol arkadaşlığının ne anlama geldiğini bir kez daha gördüm.

Ve ister istemez kendi kendime sordum:

SAHİ, NEYDİ VEFA?

Vefa, yalnızca İstanbul'da bir semtin adı mıydı?

Yoksa soğuk kış günlerinde içtiğimiz bir bozanın markası mı?

Elbette hayır!

Benim bildiğim vefa;

Unutmamaktır.

Kıymet bilmektir.

Sadakattir.

Dün birlikte yürüdüğün insanı, bugün farklı yollara savruldunuz diye yok saymamaktır.

Bir zamanlar aynı masada oturduğun, aynı idealleri paylaştığın, aynı mücadelede omuz omuza verdiğin insanı, artık sana siyasi ya da kişisel bir fayda sağlamıyor diye hayatından silmemektir.

Vefa, bir insanın makamına değil, hatırına gösterilen saygıdır.

Vefa, dünün dostluğunu bugünün hesaplarına kurban etmemektir.

En önemlisi de vefa, insanın iyi gününde değil, en zor gününde yanında olabilmektir.

PEKİ YA DOSTLUK?

Dostluk nedir?

Yalnızca sohbet etmek, çay içmek, kahve içmek ya da güzel günlerde aynı fotoğraf karesine girmek midir?

Yoksa sosyal medyada birbirimizin paylaşımlarını beğenmek, altına birkaç güzel cümle yazmak mıdır?

Benim bildiğim dostluk bunların çok daha ötesindedir.

Dostluk; acıyı da sevinci de paylaşmaktır.

Hesap kitap yapmadan var olabilmektir.

"Sen ararsan ben de ararım." dememektir.

En karanlık fırtınalarda, rüzgâr hangi yönden eserse essin, birbirinin yanında dimdik durabilmektir.

Dostluk, kalabalık sofralarda bulunmak değil, eksilen bir sofranın hüznünü paylaşabilmektir.

Çünkü gerçek dost, düğün salonunda alkışlayan değil; cenaze avlusunda sessizce omzuna dokunandır.

İşte 30 Ekim günü yaşadığımız cenaze merasimi, bana bütün bunları yeniden düşündürdü.

SİYASETİN DE BİR AHLAKI, YOL ARKADAŞLIĞININ DA BİR HATIRI OLMALI

Hayatım boyunca savunduğum bir düşünce vardır:

Siyaset, yalnızca seçim kazanmaktan, makam elde etmekten ve koltuk sahibi olmaktan ibaret olmamalıdır.

Siyasetin bir ahlakı, bir nezaketi, bir vefası olmalıdır.

Farklı siyasi görüşlere sahip olmak, insanların birbirlerine duydukları saygıyı ortadan kaldırmamalıdır.

Dün aynı partide siyaset yapan iki insan, bugün farklı siyasi görüşleri savunabilir.

Birisi iktidarda, diğeri muhalefette olabilir.

Hatta birbirlerinin en sert siyasi rakipleri hâline bile gelebilirler.

Ancak bütün bunlar, geçmişte paylaşılan emeği, dostluğu ve hatıraları yok etmemelidir.

İşte bu noktada 30 Ekim'deki cenaze merasimi benim için çok anlamlıydı.

Kayınpederim Ahmet Kömbe'nin siyasi hayatının hiçbir döneminde mensubu olmadığı AK Parti'nin Bursa teşkilatlarından çok sayıda siyasetçi, o gün ailemizin acısını paylaşmak üzere oradaydı.

Siyasi geçmişleri, parti aidiyetleri ve farklı düşünceleri bir kenara bırakarak insani bir sorumluluğun gereğini yerine getirdiler.

Bana göre bu davranış, siyasetin üzerinde olması gereken insani değerlerin güzel bir örneğiydi.

Peki ya geçmişte aynı yolda yürüyenler?

Aynı siyasi mücadeleyi verenler?

Birlikte teşkilat kuranlar, toplantılara katılanlar, seçim çalışmaları yapanlar, aynı idealler uğruna emek harcayanlar?

İşte burada insanın aklına ister istemez başka sorular geliyor.

DAVA ARKADAŞLIĞI SADECE İYİ GÜNLERDE Mİ HATIRLANIR?

Elbette cenazeye katılamayan herkes için aynı değerlendirmeyi yapmak doğru olmaz.

Kimin hangi mazereti olduğunu, hangi zorunlulukla karşı karşıya kaldığını bilemeyiz.

Telefonla arayan, mesaj gönderen, duasını esirgemeyen herkesin iyi niyetini de yok sayamayız.

Ancak şunu da söylemeden geçemeyeceğim:

Eğer bir mekân açılışına katılmak için zaman bulabiliyor, bir mazbata töreni için programınızı düzenleyebiliyor ama yıllarca "yol arkadaşım", "dava arkadaşım" dediğiniz insanın en acılı gününde yanında olmak için aynı hassasiyeti gösteremiyorsanız, burada sorgulanması gereken bir şeyler vardır.

Çünkü dava arkadaşlığı yalnızca kürsülerde söylenen güzel sözlerden ibaret değildir.

Yol arkadaşlığı, seçim otobüslerinde yan yana fotoğraf vermek değildir.

Dostluk, yalnızca aynı siyasi görüşü paylaşmak da değildir.

Gerçek yol arkadaşlığı, yollar ayrıldıktan sonra bile birbirinin hatırını unutmamaktır.

Bugün aynı partide olmayabilirsiniz.

Aynı düşünceleri savunmayabilirsiniz.

Hatta birbirinize siyasi olarak tamamen karşı olabilirsiniz.

Ama bir zamanlar aynı yolda yürüdüğünüz insanın annesini kaybettiği gün, o insanın acısını paylaşmak için bir adım atabilmelisiniz.

Bana göre siyasi ahlakın en önemli göstergelerinden biri de budur.

Çünkü makamlar geçicidir.

Unvanlar geçicidir.

Siyasi güç geçicidir.

Ama insanlık, vefa ve geride bırakılan güzel hatıralar kalıcıdır.

VEFA GÖSTERENLERE BİR TEŞEKKÜR BORCUM VAR

Buradan, şahsım ve ailem adına, 30 Ekim günü bizleri yalnız bırakmayan bütün dostlarımıza gönülden teşekkür etmek istiyorum.

Özellikle siyasi farklılıkları bir kenara bırakarak cenaze merasimimize katılan AK Parti Bursa teşkilatlarının gösterdiği hassasiyeti takdirle karşılıyorum.

Başta AK Parti Bursa İl Başkanı Sayın Davut Gürkan olmak üzere;

Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Sayın Şahin Biba'ya,

Önceki dönem bakanlarımızdan Sayın Faruk Çelik'e,

Önceki dönem milletvekillerimizden Sayın Feridun Pehlevan'a,

AK Parti Nilüfer İlçe Başkanı Sayın Furkan Alparslan'a,

BURULAŞ Genel Müdür Yardımcıları Sayın Remzi Çınar ve Sayın Eyüp Dursun'a,

Bursa Kültür AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Osman Tüysüz'e,

Bursa Büyükşehir Belediyesi Basın ve İletişim Şube Müdürü Sayın Orhan Mollasalih'e,

Yeni Parti Bursa Gençlik Kolları Başkanı Sayın Berkcan Bora'ya,

Ve isimlerini tek tek sayamadığım, iş dünyasının ve sivil toplum kuruluşlarının kıymetli temsilcilerine, dostlarımıza, akrabalarımıza ve bütün sevenlerimize teşekkür ediyorum.

Gelenlerin ayaklarına sağlık.

Arayanların, mesaj gönderenlerin, dualarıyla yanımızda olanların gönüllerine sağlık.

Rabbim hepsinin ömrüne bereket versin.

Ahirete irtihal etmiş bütün yakınlarının ruhları şad, mekânları cennet olsun.

Allah hepsinden ebediyen razı olsun.

SON SÖZ: BİR GÜN HEPİMİZİN MAKAMI TOPRAK OLACAK…

Bugün siyasette güçlü olabilirsiniz.

Bir makamınız, bir unvanınız, etrafınızda kalabalıklarınız olabilir.

Telefonlarınız hiç susmayabilir.

Girdiğiniz her ortamda saygıyla karşılanabilirsiniz.

Ama unutmayın…

Bir gün o telefonlar susacak.

Bir gün o makamlar başkalarına kalacak.

Bir gün o unvanların hiçbir anlamı olmayacak.

Ve bir gün hepimiz, üzerimize örtülen bir avuç toprakla baş başa kalacağız.

İşte o gün geriye ne kazandığınız seçimler ne oturduğunuz koltuklar ne de sahip olduğunuz unvanlar kalacak.

Geriye yalnızca insanların kalbinde bıraktığınız izler kalacak.

Kimin duasında olduğunuz kalacak.

Kimin hayatına dokunduğunuz kalacak.

Kimin en zor gününde yanında durduğunuz kalacak.

Unutmayalım ki vefa, geçmişe duyulan bir borç; dostluk ise o borcu ömür boyu unutmamaktır.

Ve belki de insanın bu hayatta bırakabileceği en kıymetli miras, arkasından söylenen şu iki kelimedir:

"Allah razı olsun."

Bugün vefatının yedinci gününde dualarla andığımız kıymetli Muteber Babaannemize bir kez daha Allah'tan rahmet diliyorum.

Mekânın cennet, makamın âli olsun Muteber Babaanne…

Senin ebediyete uğurlandığın o gün, biz yalnızca bir aile büyüğümüzü kaybetmedik; vefanın, dostluğun ve insanlığın hâlâ ne kadar kıymetli olduğunu da bir kez daha hatırladık.

Ebubekir YUCA

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.