SON DAKİKA
Hava Durumu

Bir Hayalin Peşinden... Bir Ömrün Hikâyesi

Yazının Giriş Tarihi: 08.07.2026 10:27
Yazının Güncellenme Tarihi: 08.07.2026 10:30

Çivi toplayarak başlayan bir çocukluk... Binlerce kişilik konserler, pandemiyle gelen büyük bir çöküş, mezarlıkta yeniden başlayan mücadele ve bugün ilkleri hayata geçiren projeler... Bu, başarıdan çok vazgeçmemeyi anlatan gerçek bir hayat hikâyesi.

Bazı insanlar bir şehirde doğar, ben ise bir şehre sonradan doğdum... Aslında bu yazı bir doğum hikâyesi; belki sancılı, belki de Rabbimin bana yazdığı en güzel kaderlerden biri...

8 Temmuz günü Erzurum'un Pasinler ilçesinde, eski adıyla Hasankale'de, halkın deyimiyle Kor Gala'da gözlerimi dünyaya açtım. Yazları serin gölgede donduran, kışları ise güneşi görseniz bile(gören olmamış daha) iliklerinize kadar üşüdüğünüz o güzel memlekette başladı benim hikâyem.

Hayatımın ilk yılları orada geçti; beş kardeş, annem, babam, dedem ve en küçük amcamla aynı çatı altında büyüdüm. Kalabalık ama sevginin hiç eksik olmadığı bir evdi bizimkisi. Dedemle yirmi yılı aşkın süre aynı odayı paylaştım; çocukluğumun en güzel sohbetleri, en güzel sessizlikleri ve en güzel duaları o odanın duvarlarında kaldı.

Evimizin hemen karşısında Nefi İlkokulu vardı; ablalarım okula giderken ben de peşlerine takılır, daha beş yaşındayken onların sınıflarına misafir öğrenci gibi girerdim. Defter tutmayı, kalem kullanmayı, yazı yazmayı daha okul başlamadan öğrendim; belki de öğrenmeye olan merakım o günlerde başladı.

Sonra bir gün... 12 Mart 1986... hayatımız değişti ve ailece Bursa'ya göç ettik. Doğduğumuz şehirden ayrıldık ama umutlarımızı yanımıza aldık. Erzurum'da imkânları olan bir aileydik, Bursa'ya ise yeniden başlamanın zorluğunu yaşayarak geldik; çocuk aklımla bunun tam farkında değildim ama büyüklerimin omzundaki yükü yıllar geçtikçe daha iyi anladım.

Babam inşaatlarda çalışıyordu; hafta sonları dedemin yanına gider, onlara yardım ederdim. İnşaatta yere saçılmış çivileri toplar, küçük işlerde koştururdum. O günlerde rahmetli Kemal Coşkunöz'ün bana her hafta verdiği harçlığı hiç unutmadım; belki miktarı küçüktü ama benim için dünyanın en büyük servetiydi. O parayla gidip oyuncak alırdım; çocukluğun mutluluğu bazen bir oyuncak kadardır. Mekanın Cennet Olsun KEMAL COŞKUNÖZ amca…

Bugün dönüp baktığımda, o çivileri toplarken aslında hayatımı inşa ettiğimi görüyorum.

Babam bize hiçbir zaman yokluğu hissettirmedi; inşaatlarda çalıştığı günlerde bile belki cebinde çok para yoktu ama gönlünde büyük bir zenginlik vardı. Bize zengin olmayı öğretmedi ama namuslu yaşamayı, şerefli olmayı ve alnı açık yürümeyi öğretti. Bugün sahip olduğum bütün başarıların temelinde babamın sessizce verdiği bu eğitim vardır.

Annem ise bambaşka bir dünyanın insanıydı; onun tek hayali çocuklarının iyi okullarda okuması, başarılı olması ve sigortalı, güvenli bir işte çalışmasıydı. Ben ise çocukluğumdan beri başka bir hayal kuruyordum: Bir gün kendi imzamı taşıyan işler yapacak ve kendime ait bir şirket kuracaktım.

İlkokulu Bisaş İlkokulu'nda, ortaokul ve lise yıllarımı Bursa Merkez İmam Hatip Lisesi'nde geçirdim; eğitim devam ederken hayat bana çalışmayı da öğretiyordu. Hafta sonları ve yaz tatilleri Bursa'nın yıllardır lezzet durağı olan Mariza'da komilik yaptım, garsonluk yaptım, döner tezgâhında usta yardımcılığı yaptım; bazen başka işletmelerde çalıştım, bazen babamın Altıparmak'taki manavında tezgâhın başına geçtim. Hiçbir işten utanmadım, çünkü ekmeğin küçüğü büyüğü olmazdı.

1999 yılında hem de 28 Şubat sürecini iliklerine kadar yaşayan ve hisseden bir dönemin mağdurlarından biri olarak liseden mezun oldum ve artık gerçek hayat başlamıştı. Bir yandan Bursa'nın yerel radyolarında geceleri şiir programları hazırlıyordum; mikrofonun başında geçen geceler bana insanların kalbine dokunmanın ne kadar kıymetli olduğunu öğretti. Bir süre sonra Medical Park Hastanesi'nde satın alma departmanında görev yaptım; annem çok mutluydu çünkü sonunda sigortalı bir işim vardı ama ben mutlu değildim.

Bir yılın sonunda kendi kendime şöyle dedim: "Burada çalışmaya devam edersem belki SGK'm olur ama hayallerim olmaz." İstifa ettim; korkmuyordum çünkü hayallerim korkudan daha büyüktü.

İlk şirketim Artı Bir Medya'yı kurdum; ilk yıllar kolay değildi. Bazen telefon hiç çalmazdı, ve 1 yıl boyunca hiç iş alamadım, bazen "Acaba yanlış mı yaptım?" diye kendi kendime sorduğum çok oldu ama hiçbir zaman vazgeçmedim.

Sonra organizasyon sektörüne geçtim ve işte hayatımın en doğru kararlarından biri buydu. Konserler, festivaller, belediye organizasyonları, İtalya'dan Türkiye'ye getirdiğimiz Milano Sirki turneleri, sanatçı menajerlikleri, yapımcılıklar... binlerce insanın katıldığı etkinlikler... Bir zamanlar inşaatta çivi toplayan çocuk, artık binlerce kişinin alkışladığı organizasyonların arkasındaki isimlerden biri olmuştu.

Ama hayat hiçbir zaman sadece zirveden ibaret değildir.

2014 yılının Aralık ayında hayatımın en güzel imzasını attım ve eşim Sedef ile evlendim. Aslında hikâyemiz aylar önce başlamıştı; 31 Mayıs 2013'te Haluk Levent konseri için As Merkez AVM'de yaptığımız organizasyon toplantısında onu ilk kez gördüm. Bazı insanlar yıllarca düşünür, ben ise onu gördüğüm gün içimden geçen sesi dinledim: "İşte bu."

Hayat bazen uzun hesaplar yaptırmaz; kalbinize sessizce doğru insanı gösterir. Rabbim bana sadece iyi bir eş değil, en zor günlerimde omuz omuza yürüyebileceğim bir hayat arkadaşı nasip etti.

Organizasyonlar devam ederken bu kez Bursa'da farklı bir hayal kurdum; Konsol Oyun Evi... PlayStation üzerine kurulu, dönemine göre oldukça farklı bir konsept, ulusal markalarla iş birlikleri, turnuvalar, etkinlikler... yine güzel günler...

Sonra pandemi geldi; bir gecede konserler iptal oldu, organizasyonlar durdu, kafe kapandı. Hayat sanki "Dur bakalım..." dedi.

İnsanlar bana bugün hangi başarımı sorarsa sorsun, ben onlara önce pandemiyi anlatırım; çünkü beni ben yapan başarılarım değil, düştüğüm zamanlar oldu. Bir gün binlerce kişilik konserler düzenliyordum, ertesi gün elimde toprak belleme aletleriyle mezarlık düzenliyordum; maske kolilerini arabaya yükleyip insanların kapısına götürüyor, bir yandan da mezar bakım hizmeti veriyordum.

İnsanlar bana hep aynı soruyu sordu: "Neden bu işi yapıyorsun?" Ben de hep aynı cevabı verdim: "Çünkü ailemin rızkı için helal olan her iş değerlidir."

O günler bana hayatın en büyük dersini verdi; hiçbir başarı sonsuza kadar sürmez ama namusuyla çalışan insan yeniden ayağa kalkabilir, yeter ki vazgeçmesin.

2018 yılında oğlum Barış Kaan dünyaya geldi; o gün sadece bir evladım olmadı, hayata bakışım değişti. Artık attığım her adımın arkamdan yürüyen küçük ayak izlerine örnek olacağını biliyordum. Eskiden sadece hayallerim için çalışıyordum, şimdi ise bir gün oğlum dönüp arkasına baktığında "Babam bana büyük bir servet bırakmadı belki ama dürüst bir isim bıraktı." diyebilmesi için çalışıyorum.

Bugün geldiğimiz noktada Elyon Medya çatısı altında yeni hayaller kuruyoruz; Konuşan Bursa, Konuşan Sağlık, Konuşan Çark, Zirvede Sohbet ve daha nice proje... hepsinin ortak noktası aynı: Daha önce yapılmamış olanı yapmak, şehrimize ve ülkemize değer katmak.

Ben Bursa'da doğmadım ama Bursa bana ikinci bir hayat verdi; ben de bu şehre olan borcumu üreterek, çalışarak ve iz bırakarak ödemeye çalışıyorum.

Belki dikkat etmişsinizdir, bu yazı boyunca hep "biz" dedim; çünkü ben "ben" demeyi hiçbir zaman sevmedim. Hayat bana şunu öğretti: İnsan tek başına hiçbir yere gelemez. Bir annenin duası vardır arkasında, bir babanın alın teri, bir eşin sabrı, bir evladın gülüşü, bir dostun omzu, bir ekibin emeği...

O yüzden bugün bir başarı varsa, o başarı sadece bana ait değildir; ben, bize inanıyorum. Çünkü "ben" diyerek yükselenlerin çoğu bir gün yalnız kalıyor ama "biz" diyenler düştüklerinde birlikte ayağa kalkıyor.

Bugün insanlar yaptığımız işleri görüyor ama o işlerin arkasındaki uykusuz geceleri, iptal edilen konserleri, kapanan kapıları, topladığım çivileri, mezarlıkta geçirilen sessiz saatleri ve yeniden başlamak zorunda kaldığım günleri kimse bilmiyor; belki de bilmesine gerek yok.

ÇÜNKÜ RABBİM BANA HER DÜŞÜŞÜN ARDINDAN YENİDEN AYAĞA KALKMAYI NASİP ETTİ.

Şimdi dönüp arkama baktığımda tek bir cümle kuruyorum: İyi ki vazgeçmemişim. İyi ki çalışmaktan hiç utanmamışım, iyi ki hayatın bana öğrettiği her dersi kabullenmişim ve iyi ki doğduğum şehir Erzurum olsa da ömrümü anlamlandıran şehir Bursa olmuş.

Rabbim ömür verdiği sürece üretmeye, ilkleri gerçekleştirmeye, gençlere umut olmaya ve "biz" diyerek yürümeye devam edeceğim; çünkü bu hayatta insanın geride bıraktığı en büyük miras sahip olduğu mal, makam ya da şöhret değil, dokunabildiği hayatlar ve ardında bıraktığı güzel izlerdir.

Allah, hepimize arkamızdan güzel sözler söylenecek bir ömür yaşamayı nasip etsin.

Ve son olarak...

"İyi ki Vazgeçmemişim..."

Sevgiyle Kalın...
Ebubekir YUCA

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.