SON DAKİKA
Hava Durumu

Bursa’da Geçen Hafta

Yazının Giriş Tarihi: 09.06.2026 16:36
Yazının Güncellenme Tarihi: 09.06.2026 16:48




Bugünkü yazımı klasik bir köşe yazısı değil küçük bir sohbet gibi düşünün.Şehrimizde gerçekleşen iki farklı organizasyonla ilgili notlarımı paylaşmak istiyorum sizlerle.

Siz bu satırları okurken hem Gırgıriye Müzikali hem de Manifest konseri çoktan bitmiş olacak. Ben ise bunları her iki gecenin hemen ertesi sabahında, duygularım ve ilk izlenimlerim hâlâ tazeyken yazıyorum. O yüzden kusura bakmayın; bu yazıda biraz duygu, biraz gözlem, biraz da seyirci söylenmesi bulabilirsiniz J

İki yazının notları birbirinden uzun olduğu için ikiye bölerek paylaşalım istedim, bugün

ilk durağımız Bursa Açık Hava Tiyatrosu ve Gırgıriye…

Gırgıriye biletleri satışa çıktığı gibi tükendi ki dün akşam tiyatronun önünde ki kuyruk neredeyse Altın Ceylan’a kadar uzanıyordu.Saat 21.00’de başlayacak bir gösteri için insanlar çoktan sıraya girmiş, yerlerini garanti altına almaya çalışıyordu.Sanırım daha önce yaşanan yer krizleri ve fazla bilet satışı söylentileri nedeniyle herkes biraz temkinliydi.

Neyse ki korkulan olmadı.

Yenilenen Bursa Açık Hava Tiyatrosu gerçekten çok şık olmuş. Koltuklar rahat, görüş açıları başarılı ve onca kalabalığa rağmen ciddi bir yer problemi yaşanmadı.

Yalnız şu merdivenlerde seyirci izleme meselesine hâlâ alışamadım.Dünyanın önemli performans salonlarında önünüzdeki koltuğun altına çanta koymanıza bile izin verilmezken, insanların merdivenlerde gösteri izlemeye çalışması bana çok doğru gelmiyor. Bu biraz organizasyon kültürü meselesi. Ama bunu başka bir yazıda konuşuruz.

Saat 21.20’de gösteri başladı.

Öncelikle hakkını teslim etmek gerekiyor:92 kişilik dev bir ekip, ciddi bir prodüksiyon ve gerçekten çok büyük bir emek vardı.

Başta Müjdat Gezen, Perihan Kutman, Gülben Ergen, Şeyla Halis ve Günay Karacaoğlu olmak üzere sahnedeki tüm sanatçıları yürekten tebrik ediyorum.

Perihan Kutman’ı yıllar sonra yeniden sahnede görmek bile başlı başına bir mutluluktu.

Müjdat Gezen ise bildiğimiz Müjdat Gezen’di.

Daha ikinci ya da üçüncü cümlede memlekete, insana, vicdana ve hayata dair küçük mesajlarını vermeye başladı. Kim ne düşünür bilmem ama ben salondan birkaç güzel cümleyi cebime koyarak çıktım.

Gecenin benim için en kıymetli bölümlerinden biri ise eski sanatçıların anıldığı anlardı.

Selçuk Ural sahneye geldiğinde önce playback olarak seslendirdiği şarkının ardından seyirciden öyle büyük bir sevgi seli yükseldi ki kendisi de dayanamayıp canlı olarak bi daha söyledi.

Ama sanırım gecenin en duygusal anlarından biri Ömür Göksel sahneye çıktığında yaşandı. Yüzündeki mutluluk, gözlerindeki ışık ve sahneden seyirciye bakışı görülmeye değerdi.

Benim yaşım şarkılarına yetmedi ama salondaki birçok kişinin gözlerinin dolduğunu görmek mümkündü.Annem ve babam da o anlardan en çok etkilenenler arasındaydı.

İşte o sırada fark ettim ki insanlar sadece bir müzikal izlemiyordu.

Farkında olmadan yıllar öncesine gidiyor, gençliklerinden bir parçayla yeniden karşılaşıyorlardı.Belki gecenin en güzel tarafı da buydu.

Gelelim benim takıldığım noktalara…Burada biraz acımasız olabilirim.Çünkü sanırım çıtayı biraz fazla yukarı koymuşum.

Bir de tabii bizi yıllardır sahnede, tiyatroda her şeyin en iyisine alıştıran bir yönetmen kardeşe sahip olunca insanın beklentileri ister istemez yükseliyor. ????

Öncelikle böyle büyük bir müzikalin canlı orkestrasız oynanmasını yadırgadım.Bu tamamen benim kişisel görüşüm.Hele ki sahnede Gülben Ergen gibi güçlü bir ses varsa insan ister istemez o şarkıları canlı müzik eşliğinde dinlemek istiyor.Playback kullanımı zaman zaman beni hikâyenin büyüsünden çıkardı.

Bir diğer konu ise süre! Gösteri 21.20’de başladı,ilk perde 23.00’te bitti;aranın ardından ikinci perde 23.25’te başladı ve gece 00.25 civarında sona erdi!İki perde arasındaki süre dengesizliği çok fazla oldu.Evet Doğaçlamalar vardı zamanı etkiledi ama oyun çok uzunduuuuuuuuuu!

Ve birçok kişi gibi ben de biraz daha toparlanmış bir kurgu ile aynı etkinin daha güçlü verilebileceğini düşündüm.

Bir de Anadolu Ateşi…

Muhteşem performans.

Muhteşem ritim.

Muhteşem senkronizasyon.

Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli markalardan biri.

Ama o ayakkabılar neydi?

Belki sadece benim gözüme takıldı.Belki salondaki binlerce kişi fark etmedi.Ama bu kadar büyük bir prodüksiyonda, bu kadar etkileyici bir sahnede prova ayakkabısı görüntüsü veren detayları görünce insan ister istemez “Neden?” diye soruyor.

Çünkü bazen en büyük işlerde gözümüz en küçük eksiklere takılıyor????‍♀️

Bir de başrol oyuncusu Ceyhun Fersoy…Öncelikle şunu söylemek gerekiyor; enerjisi, sahne hâkimiyeti ve oyunculuğu gerçekten çok başarılıydı.Karakterini büyük bir ustalıkla taşıdı ve salonun enerjisini sürekli yukarıda tutmayı başardı.Ancak zaman zaman yaptığı Murat Övünç tadındaki yorumlar benim mizah anlayışıma çok hitap etmedi.Burada tamamen kişisel bir tercih söz konusu.Nitekim salonun bir bölümü o anlarda kahkahalarla güldü ve oldukça keyif aldı.

Yani sorun oyunculukta değil, benim frekansımla o mizahın çok örtüşmemesinde☺️

Sonuç olarak…

İyi ki geldiler,izledik,ustaları gördük ve geçmişe kısa bir yolculuk yaptık.

Ve iyi ki annemle babamın yüzünde o gülümsemeyi gördüm.

Yarın ikinci durağımız Manifest olucak, hazır olun J

Sebla Pamir Güler

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.