15 yaşında biri tarafından, evet “15 yaşında” denilerek,
“çocuk” denilerek…
Bir sustalıyla, bir bıçakla, “niye yan baktın” denilerek
göğsünden bıçaklanarak öldürüldü.
Şimdi herkes aynı cümleyi kuruyor:
“Ama yapan çocuk…”
Hayır.
Bir insan, karşısındakinin göğsüne bıçağı saplayacak
iradeye sahipse;
Bir insan, kaçmayı, saklanmayı, yok etmeyi biliyorsa;
Bir insan, öldürmeyi seçiyorsa…
O artık çocuk değildir.
Çocuk dediğiniz şey, oyuncağını kırınca ağlar.
Çocuk dediğiniz şey, korkar.
Çocuk dediğiniz şey, eline bıçak alıp bir başka çocuğun
hayatını söndürmez.
Daha Ahmet Minguzzi’nin acısı tazeyken,
Daha “bir daha olmasın” cümleleri kurumamışken,
Yine aynı senaryo.
Yine bir sokak.
Yine genç bir beden.
Yine bir anne.
Ve yine aynı kaçış kapısı:
“Çocuk.”
Bu ülkede ve bu şehirde artık kelimeler, adaleti boğuyor.
“Suça sürüklenen çocuk” diyerek, cinayeti yumuşatıyoruz.
“Yaşı küçük” diyerek, mezarın başındaki annenin çığlığını
küçültüyoruz.
biz ne zaman bu kadar alıştık?
Ne zaman sokaklarımız sustalı taşıyan ergenlerin alanına
döndü?
Ne zaman “gençlik” denilen şey bu kadar karardı?
Bu çocuklar gökten düşmedi.
Bu bıçaklar cebine kendiliğinden girmedi.
Bu öfke kendiliğinden büyümedi.
Ama bugün şunu net söylemek zorundayız:
Bir insan öldüren biri için yaş, mazeret değildir.
Atlas Çağlayan bir istatistik değil.
Bir haber başlığı hiç değil.
O bir evlattı.
Bir öğrenciydi.
Bir hayatı vardı.
Ve bu ülke, bir çocuğunu daha toprağa verirken,
Biz hâlâ “ama o da çocuktu” demeye devam edersek,
Sıradaki ismi de şimdiden kabullenmiş oluruz.
Bu yazı bir öfke yazısı değil.
Bu yazı bir utanma yazısı.
Hepimiz adına.
Çünkü bir ülke, çocuklarını koruyamıyorsa;
O ülkede suç yalnızca bıçağı tutanın değildir.
24 °C
Yorumlar