Sadece
11 yaşında bir çocuk…
Kendi
mahallesinde, arkadaşları arasında dışlanmış.
Ve
o çocuk, “Seni aramıza alacağız” vaadiyle kandırılıyor.
Şart
şu: O dik bayırdan bisikletle insin.
İniyor.
Ve
bir daha kalkamıyor.
Bir çocuğun oyun oynama umuduyla ölümle buluştuğu bir ülkede, hâlâ “çocukluk masumiyetinden” nasıl bahsedebiliriz?
Bu olay sadece o çocukların suçu değil.
Akran
zorbalığı, çocukların içindeki öfkenin, sevgisizliğin, empati yoksunluğunun en
çıplak hali.
Ve
bu öfke bir yerden geliyor: evden.
Çocuğuna sınır koymayan, vicdan öğretmeyen, başkasının hakkını önemsemeyen ebeveynler…
Siz
farkında olmadan bir canavar yetiştirmiş olabilirsiniz.
Okulda
öğretmen nasihat etsin, psikolog anlatsın, devlet broşür bastırsın…
Ama
evde vicdan yoksa, o çocuk bir gün bir başka çocuğun sonunu getirir.
Artık “çocuk onlar, büyüyünce anlarlar” demek yetmez.
Artık
“üzülmeyin, kader” diyemeyiz.
Çünkü
bu kader değil; ihmalin, kayıtsızlığın, sevgisizliğin sonucu.
Ben
inanıyorum ki bu ülkede bazı şeyler ancak can yanınca değil, cüzdan yanınca
değişir.
Bu
yüzden, akran zorbalığı yapan çocukların ailelerine ağır para cezaları
kesilmeli.
O
cezalar, bir evde ilk kez sessizliği değil, sorgulamayı başlatsın.
Belki
o zaman bir anne, çocuğuna “senin yaptığın bir oyunun bedeli bir hayat
olabilir” diyebilir.
Bir çocuk, bir daha “aramıza alacağız” sözü uğruna ölmesin.
Bir
anne, “oyun oynayacak” diye gönderdiği çocuğunu bir daha eve getiremesin
istemiyorum.
Zorbalık bir davranış değil; bir toplumsal hastalık.
Ve bu hastalıkla savaşmak için artık herkesin elini taşın altına koyması gerekiyor.
Esra Yalçın Ünal
24 °C
Yorumlar
Çok güzel konuya değinmişsiniz Esra hanım ağzınıza sağlık.. Ailelere bence çok fazla görev düşüyor eğer çocuklarına yeterince doğruyu anlatmazlarsa ve yapılan şeylere gülüp geçerlerse bunun önüne geçemeyiz çocukluktan başlıyor eğitimi bu eğitimide ebeveynler vermek zorunda iyi günler
2 1