İnsanları ayrıştıran bakış açıları, empati yoksunu bir
toplumsal yapı oluşmasının önünü açmıştır. Yasama,
yürütme ve yargı ekseni, birbirinden koparılma noktasına gelmiştir.
Yerel yönetimlerin yetkileri genişletilerek daha özgürlükçü
bir yapıya kavuşturulması gerekirken, merkeziyetçi bir anlayışın kabul görmesi
kabul edilemezdir. Güçlü yerel yönetimler, siyaset kurumuna olan güvenin
yeniden tesis edilmesine katkı sağlar.
Anayasa Mahkemesi kararları sorgulanamaz; yerel
mahkemeler bu kararları uygulamakla yükümlüdür. Bu durum, yasalarla açıkça
belirlenmiştir. Mahkemelerin verdiği kararlar, yalnızca hukuka değil, aynı
zamanda vicdanlara da hitap etmelidir.
Yargısız infazlar ve uzun tutukluluk süreleri, yasaların
emir ve hükümlerinde açıkça tanımlanmıştır. Bunun aksi yönde davranışlar,
totaliter rejim anlayışlarının önünü açar ki bu da ülkenin kaotik bir ortama
sürüklenmesine zemin hazırlar.
Cumhurbaşkanlığı
Hükûmet Sistemi, bu ülkenin genetik kodlarına uygun değildir. Coğrafyamızın
çevresindeki ülkelerin geldiği noktayı bilmemek mümkün değildir.
Dış politika alanında yetişmiş, deneyimli ve saygın isimler
yerine; liyakatten uzak, “efendimiz daha iyi bilir” anlayışına yakın kadroların
tercih edilmesi, dış politika başarısızlığının açık göstergesidir. Bu
gelişmeleri başarı olarak sunmak, ülkemizin önümüzdeki dönemlerine ciddi
zararlar verecektir.
Yerel yönetim başkanlarına baskı kurulması, yargı sopası
gösterilerek korku çemberi oluşturulması ve bunun sonucunda parti
değiştirmelerinin teşvik edilmesi, iktidar partisine hiçbir katkı
sağlamayacaktır.
İnsan
hafızası, bugünkü gelişmeleri unutabilir. Ancak tarih, yazılanları ve yapılan
doğru ya da yanlış uygulamaları asla unutmaz.
AKP ve
CHP
oy oranları arasındaki makas, yazılanların aksine sahada hiç de öyle
görünmemektedir. Toplumsal refleksler dikkate alındığında bu tablo daha da
netleşmektedir. Sayın Tayyip Erdoğan,
olası bir erken ya da zamanında yapılacak genel seçimde, 2002 seçimlerinde
aldığı oy oranının altındadır. Çünkü
gelinen noktada kendi seçmen kitlesini dahi konsolide edememektedir.
Ülke insanının büyük bir çoğunluğu adeta haykırmaktadır: “Sandık istiyoruz.”
Doğruların kabul görmesi bazen gecikebilir; özellikle de ülkeyi yönetenler
tarafından. Ancak siyasi tarihe bakıldığında gerçekler tüm açıklığıyla
ortadadır.
Bunu en iyi bilen devlet adamlarından biri de Sayın Devlet Bahçeli’dir. 2026’nın
ikinci yarısı, ülkenin seçim şartlarının oluşmasına ciddi katkı sağlayacaktır.
Konjonktür, bunu gerekli hâle getirebilir.
2025 yılı, ülkem ve insanımız için mutlu bir yıl
olmamıştır. Millî gelirin düştüğü, ithalat ve ihracat makasının açıldığı,
asgari ücretin açlık sınırının altında kaldığı ve meydanların adalet talep
ettiği bir ülke, fiilen seçim sathına girmiştir.
Kamuoyu güvenilirliği rakamları ortadayken, “seçim
istemiyoruz” söylemleri inandırıcılığını yitirmiştir.
Son sözüm şudur ki;
“Hayat ve ülke tarlasına ne ektiyseniz, dönüş
yolunda o ürünü alırsınız.”
Sayın iktidar sahipleri!
Ahmt KÖMBE
24 °C





Yorumlar