Cumhuriyet
demek…
Bir halkın küllerinden yeniden doğuşu demek.
Yokluk içinde var olabilmenin, umutsuzluk içinden umut yeşertmenin adı demek.
Cumhuriyet; bir çift mavi gözün cesaretiyle, bir ulusun sessiz çığlığıyla, bir
milletin yeniden ayağa kalkışıyla anlam buldu.
O yıllarda
ne yollar vardı, ne fabrikalar, ne okullar…
Yorgun, yoksul, savaşlardan bitap düşmüş bir ülke…
Ama o yokluğun ortasında bir lider çıktı:
“Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ama Türkiye Cumhuriyeti
ilelebet payidar kalacaktır.” dedi.
Ve bizlere yalnızca bir yönetim biçimi değil, bir yaşam biçimi, bir insan
onuru bıraktı.
Cumhuriyet
demek özgürlük demek.
Korkmadan düşünmek, söyleyebilmek, sorgulayabilmek demek.
Cumhuriyet; bireyin sesini devletin duvarlarına taşıyan, halkın iradesini kendi
kaderine yön veren en büyük devrimdir.
Artık kimsenin önünde eğilmeden, kimsenin gölgesinde kalmadan, eşit yurttaşlar
olarak yaşamanın adıdır Cumhuriyet.
Cumhuriyet
demek kadın demek.
Bir milletin yarısını zincirlerinden kurtaran, kadına seçme ve seçilme hakkını
birçok Batı ülkesinden önce tanıyan bir aydınlanma devrimidir.
Atatürk’ün “Ey kahraman Türk kadını! Sen yerlerde sürünmeye değil, omuzlar
üzerinde göklere yükselmeye layıksın.” sözleri, yalnız bir hitap değil, bir
devrim çağrısıydı.
Cumhuriyetle birlikte kadın artık sadece evin değil, hayatın her alanının
öznesi oldu:
Doktor oldu, öğretmen oldu, pilot oldu, milletvekili oldu.
Ve bugün biz kadınlar, o yolun ışığında yürürken, bir kez daha anlıyoruz ki;
Cumhuriyet demek, var olabilmek demek.
Cumhuriyet
demek gelecek demek.
Bir çocuğun hayal kurabilmesi, eğitimle özgürleşmesi, fikrini savunabilmesi
demek.
Bir öğretmen olarak her öğrencimin gözlerinde o kıvılcımı gördüğümde,
Atatürk’ün neyi başardığını bir kez daha anlıyorum.
Cumhuriyet; bir neslin umudunu, diğer nesle devrettiği en büyük emanettir.
Ve o emaneti korumak, yalnızca bir görev değil, bir vicdan borcudur.
Bugün,
içinde yaşadığımız çağda, teknolojinin ve hızın arasında bazen o değerleri
unutuyoruz.
Oysa Cumhuriyet’in kıymeti, sadece bir resmî tatilde hatırlanacak kadar basit
değildir.
Cumhuriyet, sabah işe giderken kızını okula götüren babanın iç huzurudur.
Kendi ayakları üzerinde duran bir genç kadının özgüvenidir.
Bir gencin, “Benim fikrim de önemli!” diyebilmesidir.
Cumhuriyetin
bize verdiği her hak, bugün dünyanın birçok yerinde hâlâ bir hayal.
O yüzden bizlere düşen görev, sadece geçmişi anmak değil, o mirası geleceğe
taşımaktır.
Atatürk’ün kurduğu bu düzen, her kuşakta yeniden anlam bulmalı; çünkü
Cumhuriyet yaşayan bir değerdir,
ve onu yaşatmak, bizim sorumluluğumuzdur.
Her 29
Ekim’de gökyüzüne baktığımızda gördüğümüz o ışık,
sadece kutlamaların değil, bir milletin şükranının yansımasıdır.
Cumhuriyet, Atatürk’ün bize bıraktığı en değerli miras,
ve bizim çocuklarımıza bırakacağımız en büyük emanettir.
Bu ülke,
yoklukta direnenlerin, inananların,
bir çift mavi gözün peşinden yürüyenlerin eseridir.
Ve biz bugün, o eserin adıyla gurur duyuyoruz:
Cumhuriyet.
Evet, Cumhuriyet…
Bir milletin dirilişi, bir liderin mirası,
ve bu topraklarda sonsuza dek yaşayacak en büyük mucize.
Bu ülkenin banisi Mustafa Kemal Atatürk’e sonsuz özlem, sonsuz minnetle…”
Sedef Kömbe YUCA
24 °C






Yorumlar